Kuveyt’te DNA’sını vermeyene hapis cezası verilecek

Kuveyt, ulusal DNA veritabanı oluşturmak için ülkede ikamet eden herkesin DNA testi yaptırmasını zorunlu kılan yasal bir düzenleme yaptı. DNA’sını vermeyenlere hapis cezası verilecek. Yetkililere göre test sonuçları sadece suçları aydınlatmak için kullanılacak. Gen araştırmalarına konu olmayacak.

Yabancılar dahil, ülkesinde yaşayan herkesin DNA verisini veritabanına eklemek için yasa çıkaran ilk ülke Kuveyt oldu. Buna göre 1,3 milyon yerli vatandaşa ek olarak Kuveyt’te yaşayan 2,9 milyon yabancının DNA’sı sekanslanacak. Yasaya karşı çıkanlara bir yıla kadar hapis cezası ve 33.000 dolara kadar para cazası verilebilecek. Sahte numune vermeye kalkışanlara ise 7 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Yasa, IŞİD’in bombalama eylemi ilgili güvenlik tedbirlerini artırmaya yönelik tedbirler kapsamında kabul edildi. Bağımsız milletvekili Cemil el-Ömer (Jamal al-Omar), konuyla ilgili olarak “DNA test yasasını ve ek fon çıkarılmasını onayladık. Ülkenin güvenliğini artıracak her şeyi onaylamak için hazırız.” diye konuştu.

Bu yasa ile hükümetin güvenliği daha sıkılaştırması sağlanarak, başkentteki Şii camisine intihar saldırısı düzenleyip kendisini öldüren ve 227 kişinin yaralanmasına sebep olan intihar eylemleri gibi büyük suçlarla ilgili tutuklamaların daha hızlı yapılabilmesini sağlaması amaçlanıyor.

Her canlının DNA dizilimi eşsiz olduğu için, Kuveyt’te çıkan yasa bunu kişiye özel barkod gibi görüyor. Böylelikle, suç mahallinde bulunan DNA örnekleri veritabanındakilerle karşılaştırılarak, kime ait olduğu kolayca tespit edilebilecek. Böylelikle suçlunun ve kurbanların kimliklerine çok daha hızlı ulaşabilmeyi umuyorlar.

Kişisel mahremiyet ve etik savunucuları, suçsuz insanların DNA’larının veritabanına eklenmesine karşı çıkıyorlar ve Avrupa Birliği deklerasyonuna aykırı olduğunu savunuyorlar.

Amerika, İngiltere, İsveç ve Avustralya’nın suçluların DNA’larını içeren veritabanı oluşturdukları biliniyor ancak ilk kez bir ülke, suçlu olduğuna bakılmaksızın ülkedeki tüm insanların DNA’sını toplamak için kanun çıkarmış oldu. Bu şekilde geniş bir veritabanının sadece cinayetlerin çözümünde kullanılmakla kalınmayıp, kamu otoritesi tarafından kötüye kullanılabileceğinden endişe ediliyor. Çok kişi, kamunun vatandaşların DNA’sına sahip olmasının, kişilerin sağlığından tutun, ırk bilgisine kadar çok çeşitli veriye dayanarak yargısız hükümler verilmeyeceğinin bir garantisi olmadığına inanıyor.

Haber bu kadar. Bundan sonrası;

ÖNGÖRÜLER

Her canlının kendine özgü genetik kodu olan DNA’sı o canlı hakkında sadece kimlik bilgisini sağlamakla kalmıyor. Kimlik tespitinde parmak izi, iris deseni ya da avuçiçi damar örgüsü kullanılabiliyor ancak DNA, sadece kişiye özgü bir barkod değil. Günümüzdeki teknoloji ile DNA’sına sahip olduğunuz bir canlıyı yeniden üretebiliyor ya da genini modifiye ederek, onu başka amaçlarla programlayabiliyorsunuz. Yukarıdaki haberde belirtildiği gibi insan söz konusu olduğunda ise onun öz anne babası, ecdadı hakkında bilgi edinebildiğiniz gibi, irsi olarak hangi hastalıklara yatkın olduğu gibi bilgileri de verebiliyor.

HAMİLELİKTE DNA SEKANSLANACAK

Günümüzde kişisel verilerin korunmasına ilişkin kanuni düzenlemeler yapılmaya çalışılıyor. DNA’yı okumak her geçen gün ucuzluyor. Yakın gelecekte DNA sekanslamanın sıradanlaşacağını düşünebiliriz. Anne babalar, günümüzde bebeklerinin sağlıklı olup olmayacağını anlamak için gebelikte ultrason ile, renkli doppler ile bebeklerinin incelenmesini talep ediyorlar. Bunun için bir miktar ücret de ödüyorlar. Toplanan bu datanın ne olduğuna dair hiçbirimizin endişesi bulunmuyor. Çünkü hamilelikte toplanan bu data, çoğunlukla hiçbirimizin işine yaramıyor, bebeğimizin başına iş açma riski de görmüyoruz. Ancak DNA böyle değil. Ömrünün uzun olup olmayacağı, kalıtsal hastalıkları olup olmayacağı, göz renginin ne olacağı, cinsiyetinin ne olacağı, saç rengi, bazı genetik hastalıklar görülme ihtimali gibi başka türlü bilme ihtimalimiz olmayan çok sayıda bilgi içeriyor.

2001 yılında 100 milyar dolar olan DNA sekanslamanın maliyeti 2015 yılında 1000 dolara inmiş durumda. Birkaç yıl içinde 100 dolara kadar ucuzlaması bekleniyor. Bugün doktorların ebeveynlere “bebeğinizin iç organlarının durumunu incelemek için renkli doppler öneriyoruz. Maliyeti 300 – 400 TL” dedikleri gibi, “bebeğinizle ilgili daha kesin bilgiye erişebilmek için genine bakmamız gerekiyor. Maliyeti 300 lira dediğinde, bu bedeli karşılayabilecek hemen herkes bebeğinin geninin sekanslanmasını isteyecektir.

HASTALARIN DNA’SINA BAKILACAK

Geçtiğimiz yıl ABD Başkanı Barack Obama, kişisel tıp çalışmalarını başlattığını duyurdu. İzlemek isterseniz buyrun:

Konvansiyel ilaç sanayisi, belli bir hastalığa iyi gelecek bir ilacı geliştirebilmek için ortalama 10 yıl süren ar-ge, deney ve test aşamalarından geçiyor. Sonucunda da öncelikle kimseyi öldürmeyen, ilgili hastalığa sahip insanı da mümkün olduğunca iyileştiren bir ilaç geliştirmeye çalışıyorlar. Uzun, pahalı ve sonucu kesin olmayan, ilacı kullanan kişinin bünyesine, beslenmesine veya kullandığı diğer ilaçlara göre değişkenlik arz eden bir teknolojiyle ilaç üretiyoruz.

Kişiye özel tıp ise, sadece belirli bir kişinin hastalığının tedavi edilebilmesi için, sadece o kişiye iyi gelen ilacın üretilmesini hedefliyor. Başta çok türü olan, her insanda farklı seyredebilen kanser ve benzeri hastalıkların tedavisi için çalışmalara esas teşkil edecek şey o kişinin DNA’sı olacaktır.

Bu durumda, ilk başta hastaların tedavi geliştirilebilmesi için DNA’larını test ettireceğini, sonrasında ise hemen herkesin, “acaba genimde hastalıklara yatkınlık olabilir mi?” sorusuna cevap bulabilmek için DNA’sına bakılmasını isteyeceğini bekleyebiliriz.

Bir sonraki aşamada ise, daha önce DNA’sı sekanslanmış olan kişilerin, belirli aralıklarla, belki yılda bir DNA’larında herhangi bir bozulma meydana gelmiş mi diye kontrol amaçlı olarak tekrar tekrar DNA testi yaptıracağını düşünebiliriz.

DNA NE KADAR DATA DEMEK

İnsan DNA’sı 3 milyar baz çifte sahip. A, C, G, T olmak üzere 4 nükleotidle kodlanmıştır. Bu sebeple DNA’daki her baz dijital olarak yazıldığında 2 bit yer kaplar. Kabaca hesaplandığında 1 insanın DNA’sı ham data halinde iken bilgisayarda 700 Megabayt alan kaplar. Ancak matematikçiler, DNA’daki bilgiye daha efektif olarak erişebilmek için algoritmalar geliştirmekteler. Bunlardan birisi olan GARLI algoritması DNA’yı 1563 MB olarak depolar.

TÜRKİYE’NİN DNA’SI KAÇ TERABAYT

Türkiye nüfusu şu an tahminen 77 milyon 422 bin kişi. Herkesin DNA’sını sekanslamak istersek, kişi başına 1,5 GB’tan hesaplarsak 116 milyon 133 bin gigabayt = 113 bin 411 terabayt = 110,75 petabayt alana ihtiyacımız olacaktır. Bu da insanların sadece bir defa test ettireceğine göre hesapladığımız bir potansiyel. Ancak birkaç defa, hatta her yıl test ettirecek kişiler olduğunda kapasite ihtiyacı artacak demektir.

PAZAR BÜYÜKLÜĞÜ NE KADAR

Pazar büyüklüğü tam olarak böyle hesaplanmaz, ancak bir fikir vermesi için kabaca şu potansiyeli görmekte yarar var: 77 milyon kişinin DNA’sı 100 dolardan hesaplandığında 7 milyar 700 milyon dolarlık bir pazar potansiyeli olarak hesaplanabilir. Aşağıda da değindim gerçi, bebeklikten itibaren yılda bir kez DNA kontrolü yaptıracak nüfusu göz önüne alırsak, buradan çok ekmek yenecek demektir.

Dünya için yapılmış pazar tahminine göre 2020 yılında küresel pazar büyüklüğü 19 milyar 938,6 milyon dolar olacak.

DNA DATASINI KİM TUTACAK

Bu kadar kişisel (kelimenin gerçek anlamında kişisel, kişiye has, unique, eşşiz) verinin kimler tarafından depolanabileceği, kimlerin bu dataya erişebileceği, hangi kurumların hangi amaçlarla kullanabileceği, ne gibi kullanımların suç sayılacağı gibi bugün hiç farkında dahi olmadığımız çok sayıda soruya cevap bulmamız gerekecek.

Anne babanın bebeğin DNA’sına baktırması ya da onun genlerinde modifikasyon yaptırarak göz rengini, boyunu, kemik yapısını, zekasını etkileyecek düzenlemeler yaptırması kanuni olacak mı? Bu şekilde modifiye edilmiş bir insan olur da yıllar sonra anne babasından, bu operasyonu yapan hastaneden davacı olursa ne olacak?

Hastaların DNA’larını araştırmak için toplayan bir kurum, bu datayı sigorta şirketlerine verebilir mi? Ya da sigorta şirketleri “DNA datana erişim için izin verirsen, senin hayat sigorta poliçende indirim uygulayacağım” diyebilir mi? Bunu düzenleyen bir kanun olacak mı?

İşverenler, DNA datana erişim yetkisi verirsen, seni ona göre işe almaya karar vereceğiz derse ne olacak? Bazı genlere sahip insanlar, belirli bir gene sahip diğer insanlarla iyi anlaşamıyorlar diye bir bilimsel çalışma ortaya çıkarsa, işverenler de buna dayanarak, belirli geni taşıyan insanları işe almaktan kaçınabilirler mi? Bu insan haklarına uygun mu?

Günümüzdeki eş bulma siteleri, DNA’ya göre eş önermek için bu dataya erişmek isterse ne olacak? Bunu yapabilirler mi, kanuna uygun mu yoksa suç mu olacak? DNA’ya göre eş bulmak diye bir şey bilimsel olabilir mi?

Ülkeler asker olacak, yönetici olacak, bilim adamı olacak insan gücünü planlayabilmek için laboratuvar ortamında genetiği modifiye edilmiş bebekler üretmek isterse ne olacak? Bu teknolojik olarak yapılabilir hale gelirse, yapılmasına izin mi verilmeli yoksa yapılması kanun ve etik ile engellenebilir mi?

Etik ve kanunlar önümüzdeki yılların en önemli konularının başında gelecek.

Genetik, daha geniş manada söylemek gerekirse yaşam bilimleri önümüzdeki çağın parlayan yıldızı olacak. Bu alanda uzmanlaşmış bilim insanlarına ihtiyacımız olacak. 2015 yılında GelecekHane tarafından düzenlenen Yaşam 2.0 etkinliğindeki uzmanlar bu konuya ısrarla vurgu yapmış, acil olarak biyoenformatik analistine ihtiyaç olduğunu söylemişlerdi. Üniversiteye hazırlanan, acaba üniversitede hangi bölümü seçmeliyim diye düşünen gençlere duyurulur.

Hemen o konuşmalardan birini dinleyeyim diyenler şu videoyu izleyebilirler:

DNA’nın kişi hakkında verdiği bazı bilgiler:

  • Cinsiyet
  • Saç rengi
  • Göz rengi
  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (ADHD – Attention deficit hyperactivity disorder) bilgisi DAT1 geninde yer alıyor.
  • Vücut saatine dair ipuçları Per2 ve Per3 genlerinde bulunuyor. Per2 geni “Gelişmiş ailesel uyku fazı bozukluğu” ile ilişkili bilgi sağlarken, Per3 geni ise daha çok “gece kuşları”nda görülüyor.
  • Uzun yaşam. Klotho geninin kimi versiyonları ömrü uzun olacaklar hakkında bilgi sağlıyor. Yaşla ilişkili olan kalp krizi ve inme gibi hastalıklarla ilişkili olduğu düşünülüyor.
  • Macera düşkünlüğü. Heyecan arayan, düşünmeden hareket eden insanların durumu Monoamine oxidase enzyme (MAO) ile ilgili kodları taşıyan X kromozomundan kaynaklandığı düşünülüyor.
  • İnsanların yaklaşık yarısında bulunan FTO geni, bu kişileri diğerlerine kıyasla 1.6 kg daha ağır olmasına sebep oluyor. Yüzde 16’lık kesimde bu genden iki kopya bulunuyor ve bu kişiler ortalama 3 kg daha kilolu oluyorlar. FTO türevlerine sahip olan insanların şeker hastalığı (diyabet) riski daha yüksek oluyor.
  • Hastalıklar
    • Huntington hastalığı. Her 10.000 kişiden birinde görülen nörolojik bozukluk Huntington genindeki mutasyondan kaynaklanıyor. DNA’nızdaki iki kopyadan birisinin bozulması, bu hastalığa yakalanmak için yeterli.
    • Meme kanseri. BRCA1 ve BRCA2 genine sahip olan kadınların yüzde 80’inde meme kanseri görülüyor.
    • Ailevi (familyal) adenomatöz polipozis (FAP). Bağırsak kanserinin irsi olan bu formu, APC genindeki mutasyonlar sebebiyle atalardan genlerle aktarılır.
    • Kistik Fibroz (Cystic fibrosis). Bu hastalığa sebep olan hatalı gen insanların yüzde 25’inde bulunuyor. Her iki ebeveyn de geni taşıyorsa, çocuklarının bu hastalıkla doğma ihtimali dörtte birdir. İki hatalı gene sahip olanlarda semptomlar görülüyor.

Comments are closed.